19 Ağustos 2008

Şeytanın Pradası mı? Bilgenin Ferrarisi mi?

Neoliberal küreselleşme ve etkileri üzerine kısa ve öz bir makaleyi sizlerle paylaşmak istedim. Makalede geçen kitapları da mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Devamı : Şeytanın Pradası mı, Bilgenin Ferrarisi mi?

12 Ağustos 2008

Alışanlar

Alışanlar yerlerini severler, yediklerini, içtiklerini severler. Alışanlar mutludurlar, kanaat ederler zengin de olsalar, fakir de olsalar alışkanlıklarına kanaat ederler. Alıştıkları kadar harcar, alıştıkları kadar kazanırlar. Alıştıkları kadar zevk alır, alıştıkları kadar acı çekerler.

Alıştıkları şey ne kadar marjinal olursa olsun, onlar alışmıştır; marjlar onların alışkanlıklarında eriyip gitmiştir. O uçlarda da hayat aynıdır aslında, belki daha basit, belki daha karmaşık, belki daha temiz, belki daha tehlikeli, belki daha güvenli; yine de bilindiği, hep yapılageldiği, söylenegeldiği gibidir; alışkanlıktır; basittir.

Alışanlar ağlarlar. Diğer alışanlar gülerler. Bazıları her Salı pazara gider, diğerleri her Pazar alışveriş merkezine. Onlar heryerdedir. Alışılageldiği gibi alıştıklarını yapmaktadırlar.

Alışmayanlar ise onların arasındadır ama yakınlaştıkça uzaklaşırlar, uzaklaştıkça yakınlaşırlar. Onlar sevdiklerini sevmez olur, sevmediklerini sever olurlar. Onlar kazanmadıklarını harcar, harcamadıklarını kazanırlar. Onlar devamlı sıkılırlar ve acı çekerler. Onlar devamlı heyecan duyar ve keyif alırlar.

Eninde sonunda alışanlar kazanır, alışmayanlar kaybederler. Eninde sonunda alışanlar ölür, alışmayanlar yaşarlar.

11 Ağustos 2008

Merak ve Yaşamak

"Merak insanı yaşatır; merak duyduğumda yaşadığımı hissediyorum."

Dinçer Özturan, 02.08.2008

22 Haziran 2008

Sözde Şair'in Aşk Hakkındaki Yanılgısı

Ben lisedeyken bir şair: "Birini seviyorsan ve sevdiğin kişi bunu bilmiyorsa sevginin ne anlamı var?" demişti. Bu sözden çok etkilenmiştim; ve o zamanki platonik aşkıma nasıl açılırım diye kara kara düşünmeye başlamıştım.

Oysa bu sözü duyana kadar, platonik aşkımla ayrıydım, mutlu ve huzurluydum. Uzaktım ondan, seviyordum ve acı çekiyordum, onu gözümde büyütüyordum, ulaşılmaz kılıyordum, hayallerimde onunla konuşuyor, geziyor, yaşlanıyordum. Mazoşist bir edayla durmadan şiir yazıyor ve yalnız sokaklarda onu bekliyordum.

Bu sözü duyduktan sonra, platonik aşkımla konuşmak, ona kendimi farkettirmek için motive olmuştum. Sanki fakir yaşayıp giderken, kanaat ediyorken, arabest türküleri tüm içtenlikle okurken; birisi beni zengin olabileceğime inandırmıştı ve formatım değişmişti.

Artık hayal kurmak yerine plan yapıyordum, riskleri gözetiyordum; büsbütün huzursuz oluyordum. Artık zaman geçiyordu; evet zaman geçiyordu. Eskiden bilmediğim, gözetmediğim, farkında olmadığım zaman geçiyordu; aşkım bir zaman diliminin tutsağı olmuştu; sözlerim, gözlerim ve ilişkim kısıtlanmış ve tanımlama girdabına girmişti. Şiir yazmayı bırakmıştım, dillere destan olacak aşkım, bir öğrencinin küçük flört planına dönüşmüştü.

Aptal şair bozuntusunun oyununa gelmiştim; herkimsen seni bugün bile esefle kınıyorum..

Dengesizlik de bir denge olabilir mi?

Bir arkadaşıma dengesiz olduğunu söylediğimde bana "Dengesizlik de bir dengedir." dedi.

Bu konu üzerinde biraz düşündüm. Evet, dengesizliğinin aslında bir denge unsuru olduğunu anladım. Birbirinden farklı insanlar arasında toplam bir denge yaratmak için birisinin kendisini feda etmesi gerekiyor ve sen de bunu yapıyorsun. Dışarıdan tekil olarak sana baktığımda yeterince dengesiz hareket ettiğin gözlemliyorum; ancak yaşamının toplamına baktığımda, davranışlarını içinde bulunduğun habitatta bir denge yaratacak şekilde ördüğünü görebiliyorum. Biri yavaş, biri hızlı dönen iki çarkın birlikte çalışması için, araya garip biçimli bir çark konulur. Bu tip düzeneklerde en çok yağlanan ve en sık değiştirilen çark da budur.

Umarım kendini konumlandırdığın bu noktanın, seni ne kadar çok yıprattığının farkındasındır.

4 Haziran 2008

Ölmeden Önce Etüdü

Size bir etüd hazırladım.

Not:
"Bu etüd 30 dakikalık'tır; Kendiniz için 30 dakika zamanınızı ayırıp deneyin.."


1. Bir kağıt kalem alın veya bilgisayarınızda Word'ü açın. (15 sn)

2. Ölmeden önce yapmayı arzuladığınız şeyleri bir liste halinde yazın. Hepsini. (Kağıda yazıyorsanız aralarını biraz geniş tutun) (10 dk)

3. Listeyi tamamladıktan sonra herbirinin altına bunu neden daha önce yapmadığınızı, neden şimdi yapmadığınızı aralarına birer cümle ile yazın. (10 dk)

4. Arzularınızı ve Mazeretlerinizi yazmayı bitirince, tüm yazdıklarınızı okuyun; okurken de sürekli içinizden şunu sayıklayın "Ölmeden Önce, Ölmeden Önce, ...."

Etüd bitmiştir.

Şimdi bunu okuyup "amaan.." demeyin; benim için bir deneyin.. : )

Sağlıcakla,

Dinçer Özturan, 03.06.2008

2 Haziran 2008

Mutluluk Üzerine Bir Yazı

Mutluluk üzerine hoş bir makale; kimin yazdığını bilmiyorum...

Kendimizi evlenince, bir bebek sahibi olunca, sonra bir tane daha olunca yaşamın daha güzel olacağına inandırmışızdır.

Sonra çocuklarımızın yeterince yetişkin olmadığını düşünerek bunalırız ve onlar büyüdüklerinde bunun da iyi olacağını düşünürüz.

Sonra büyürler ve biz yine bunalırız, çünkü onlarla didişmemiz gerekir. Şu delikanlılık çağını atlatsalar daha mutlu olacağız tabii.

Eşimiz o işe girebilse, bir arabamız ya da daha iyi bir arabamız olsa, tatile çıksak, sonunda emekli olsak yaşamın daha iyi olacağını düşünürüz.

Gerçek şu ki, mutlu olmak için şu andan daha iyi bir an olamaz.

Öyle değilse, ne zaman?

Yaşamınız hep güçlüklerle dolu olacak. Olduğu kadar çok kabullenip herşeye karşın mutlu olmaya karar vermek en iyisi.

Uzun bir süre yaşam yeni başlayacak sandım. Gerçek yaşam...
Fakat yolda hep bir engel vardı; bitirilecek bir iş, aşılması gereken bir sıkıntı, tanınacak bir zaman, ödenecek bir fatura. Sonra başlayacaktı yaşam.

Sonunda anladım, bu engeller yaşamın kendisiydi.

Bu bakış açısı, benim mutluluğa bir yol olmadığını anlamama yardımcı oldu.
YOL, mutluluğun kendisi idi.

Yani, her anın tadını çıkarın.

Mutlu olmaya karar vermek için, okulun bitmesini, okula geri dönmeyi, beş kilo kaybetmeyi, beş kilo almayı, işe başlamayı, evlenmeyi, cuma gecesini, pazar sabahını, bir araba almayı, araba yenilemeyi, ev ipoteğinizin bitmesini, ilkbaharı, yazı, sonbaharı, kışı, ayın birini ya da on beşini, radyoda melodinizin çalınmasını, ölmeyi ya da yeniden doğmayı beklemeyin.

Mutluluk bir yolculuktur, bir varış noktası değil.

Mutlu olmak için en iyi zaman… ŞİMDİ!
Anı yaşayın ve doya doya tadını çıkarın.

Şimdi, aşağıdaki soruları düşünüp yanıtlamaya çalışın:
1 – Dünyadaki en zengin 5 kişinin adını söyleyin.
2 – En son seçilen 5 Dünya Güzelinin adlarını söyleyin.
3 – Son 10 Nobel Ödülünü kimler kazandı?
4 – En iyi erkek oyuncu Oscar ödülünü en son hangi 10 oyuncu aldı?

Yapamadınız mı?
Zor, değil mi?
Tasalanmayın, hiç kimse bunları anımsamıyor.

Alkışlar söner!
Ödüller tozlanır!
Kazananlar çabuk unutulur.

Şimdi de şu soruları yanıtlayın:
1 – Eğitiminize katkıda bulunan 3 öğretmeninizin adını söyleyin.
2 – Gerektiğinde yanınızda olmuş 3 dostunuzun adını söyleyin.
3 – Size özel olduğunuzu hissettiren birkaç kişi düşünün.
4 – Birlikte zaman geçirmek istediğiniz 5 kişinin adını söyleyin.

Yapabildiniz mi?
Daha kolay, değil mi?

Yaşamınızda anlamı olan kişiler, “en iyi” olarak dereceye girmiş, en çok parası olan, en büyük ödülleri kazananlar değil… Sizi seven, sizi gözeten, ne olursa olsun yanınızda olanlar.


Bir an düşünün.
Yaşam çok kısa!
Ya siz, hangi listedesiniz? Bilmiyor musunuz?

Murathan Mungan'dan..

Nostalji

Sözde Şair'in Aşk Hakkındaki Yanılgısı

Ben lisedeyken bir şair: "Birini seviyorsan ve sevdiğin kişi bunu bilmiyorsa sevginin ne anlamı var?" demişti. Bu sözden çok etki...