22 Mart 2016

Giderayak & Hasret

Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.

----

Yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli,
Belini sarmayalı,
Gözünün içinde durmayalı,
Aklının aydınlığına sorular sormayalı,
Dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekler beni bir şehirde bir kadın.
Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman, yol yüz yıllık.
Yüz yıldır alacakaranlıkta koşuyorum ardından.

Giderayak & Hasret - Nazım Hikmet, 1959


4 Mart 2016

Empati Üzerine

Karşımdaki bir insan, kim olursa olsun, sıkıntıda olduğunu söylediğinde, ilk etapta sadece dinlerim ve anlamaya çalışırım. O sırada içimde ne pozitif, ne de negatif bir duygu uyanır (bilmiyorum neden..). Ne acırım, ne üzülürüm, ne dalga geçerim, ne de komik bulurum. 

Bunu söylediğimde empatimin olmadığını söyleyenler oluyor. Bu empatimin olmadığı veya az olduğu anlamına gelmiyor. Empati ne olursa olsun anlamaktır, anlayış göstermektir ve paylaşma çabasıdır; karşındakinin hissettiğini aynen hissetmek değildir, ona karşı acıma hissetmek (sempati) veya onu komik bulmak (apati) hiç değildir. 

Bu arada, sıkıntıda olma halinin komiklik ve dalga geçmeyle ne ilgisi var diyebilirsiniz. Çokça görüyorum veya duyuyorum da söylüyorum:

Örneğin, 

  • Aptalca bulduğunuz bir ideolojiye veya çok itici bulduğunuz bir partiye aşırı sempatisi olan bir kişi hayal edin. Partide gelişen bir takım olayları televizyonda seyrettiğini ve buna üzüldüğünü söylediğinde, söylerken de ağlamaya başladığında, içinizde ne uyanır? 
  • Ya da kurumsal bir şirkette çalışan, mesleğinde başarılı bildiğiniz bir kadın hayal edin. Bir erkeğin ayaklarına kapanıp, yanaklarını ayakkabılarına dayayıp, “ne olur beni affet” diyerek ağladığını görseniz, içinizde ne uyanır? 

Ne uyanıyorsa işte bende bir şekilde uyanmıyor. 

Eğer içinizde böylesi durumlarda aşağılama, alay etme veya acımanın küçük bir kırpıntısı uyanıyorsa, o zaman empatinizin güçlü oluşu konusunda şüphe oluşur. Bu hislerin içinizde uyanması, o kişiyi anlayamamış olduğunuzun, onu kendi değer yargılarınızla yargıladığınızın, kendinizi ona, onun değerlerine ve inançlarına verememiş olduğunuzun göstergeleri olabilir.  

Ben şöyle düşünüyorum; birisi bir sıkıntısını söylediğinde veya canı sıkkın olduğunda (suratı asık, gözleri dolu, öfkeli, kederli, üzgün, hüngür hüngür ağlıyorken veya öfkeyle bağırıyorken), önemli olan sizin bu durumda ne hissettiğiniz değil, sıkıntıda olan karşınızdaki insanın ne hissettiğidir. Önemli olan, o hengamenin / duygu patlamasının / gerilimin içinde, karşınızdaki kişinin o anda neye ihtiyacı olduğunu anlayabilmektir. 

Seçenek 1: Eğer o ihtiyacın farkına varabiliyorsanız ve gereğini yapıyorsanız, empatinin zirvesinde oturuyorsunuzdur diye düşünüyorum. 

Seçenek 2: Eğer o ihtiyacın farkına varabiliyorsanız ama hiçbir tepki vermiyorsanız, "odun" olarak algılanma ihtimaliniz çok yüksek.

Seçenek 3: Eğer karşınızdaki kişiye sempati duyarak (emphatic concern) onun hislerine ortak oluyorsanız ve bu onun ihtiyacının ne olduğunu anlamanızı engelliyorsa,  o zaman karşınızdaki kişiye pozitif enerji vermek yerine, negatif enerji verme ihtimalinizi yüksek. Kaş yapayım derken, göz çıkarma hali. 

Seçenek 4: Eğer karşınızdaki kişiye sempati duyarak (emphatic concern) onun hislerine ortak oluyorsanız, ama bir nebze soğukkanlı olarak onun ihtiyacının ne olduğunu da anlıyor, ve gereğini yapıyorsanız sempati destekli empatinin zirvesindesiniz demektir.

Seçenek 5: Eğer o ihtiyacın farkına hiç varamıyorsanız ve tepkisiz kalıyorsanız "öküz" diye anılıyorsunuz.

Seçenek 6: Eğer o ihtiyacın farkına hiç varamıyorsanız ama sosyal beceri ile bir takım makul tepkiler veriyorsanız (pozitif), öküz olarak algılanmaktan kurtulup, durumu idare edebiliyorsunuz.

Ben Seçenek 1 ile 2 arasında gidip geliyorum, ama bilinçli bir şekide 1'e yöneliyorum. Seçenek 5 de bazen oluyor, onu da 6'ya çevirmeye çalışıyorum. Ama bende Seçenek 3 ve 4 niyeyse hiç olmuyor.

24 Şubat 2016

Meleklerin Ellerinde

Dört başımda birer düğüm,
Düğümlerin içinde birer kuş,
Kuşların gözlerinde birer taş,
Taşların ortasında birer oyuk,
Oyukların içinde birer bulut,
Bulutların önünde birer melek,
Meleklerin ellerinde birer resim,
Resimlerin hepsinde sen.

23.02.2016 - Moda - İstanbul

7 Ocak 2016

Lâ tahzen

Lâ tahzen! (Üzülme!)
Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkına kefil olan Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil..

Lâ tahzen! (Üzülme!)
İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!
Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..

“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.

Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah’ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…
Lâ tahzen! (Üzülme!)
Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
“Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…
Ayağın kırıldı diye üzülme!
Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.

Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!

İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara…

Geçmiş ve gelecek insana göredir. 
Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. 
Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir.
 Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir.

 Neden çok üzülürsün ki? 
Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:

– Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.

Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!
Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.

Hiçbir günah, ALLAH’ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!

Lâ tahzen! (Üzülme!)
Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi…
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma…
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?

Mevlana

21 Aralık 2015

Puslu Akşam Sessizliği

Dün akşam, kapıyı çaldı bir çocuk; seni arıyordu.
Evde olmadığını söyledim; nerede olduğunu sordu. 
"Korkularının götürdüğü yere gitti." dedim. 
"Onu nasıl bulabilirim?" diye sordu endişeyle. 
"Çürümüş aşk kokusunu bilir misin?" dedim.
  Yüzüme baktı öylece.
"Puslu akşam sessizliğini bilir misin?" dedim.
"Hayır" dedi başını eğerek.
"Anneni bir daha hiç görmeyeceğini düşün." dedim.
  Dehşetle baktı bana,
  Koşarak merdivenlerden kayboldu.

21.12.2015 - Harem / İstanbul

16 Aralık 2015

İlham Verici bir Yaşam Öyküsü


Yoruma gerek yok sanırım...




Kendi ağızlarından...




Kendi yüreklerinden...




Bu da mendil; ağladıysanız benim gibi...



Nostalji

Sözde Şair'in Aşk Hakkındaki Yanılgısı

Ben lisedeyken bir şair: "Birini seviyorsan ve sevdiğin kişi bunu bilmiyorsa sevginin ne anlamı var?" demişti. Bu sözden çok etki...