19 Eylül 2008

Zaman Benim, Zaman Senin

Zaman benim, zaman senin,
Aynı saftayız ama karşıtlık içinde,
Sen parantezin içinde, Ben soru işaretinin üzerinde,
Birlikte gökyüzüne baktığımızda,
Gecenin karanlığında boğulan sensin, Yıldızları gören benim.

Zaman benim, zaman senin,
Aynı sistemin iki hatasıyız biz,
Hiç düzelmeyecek,
Sen çarkın içinde, Ben arada ezilen kayışta,
Birlikte kendimize baktığımızda,
Sen yerinde, Ben bir orada bir burada.

Zaman benim, zaman senin,
Aynı saatin iki ibresiyiz biz,
Hız konusunda bir türlü anlaşamayan,
Ama birlikte bir anlam taşıyan,
Ama tek başına derdini anlatamayan,
Birileri bize baktığında, Tanrı hisseder belki kendini,
Görünce bizi bir oyun içinde dönüp duran.

Oysa zaman benim, zaman senin,
Tanrıları biz yaratırız, zamanı da,
Bakmadığında algılayamayacağın bir düzlemdeyiz,
Baktıklarında hor görülen ve komik bulunan,
Oysa onlar da aramızda,
Tek farkımız, Zaman ne senin, ne de onların,
Zaman benim sihirim.

11.11.1998 - Bornova - İzmir

5 Eylül 2008

Saklambaç Karakterleri

Birisi gözlerini yumsa ve bir süre öylece beklese.
O sırada, bir dizi insan köşe bucak kaçsalar, saklansalar köşelere, merdiven diplerine, karanlık köşelere.
Ve gözleri yumuk, açsa gözlerini dünyaya, şüpheli gözlerle, ürkek hareketlerle etrafa bakınsa.
Ve gizlenenler, yumuk gözlünün açığını yakalamak için uzaktan onu gözleseler.
Ve gizlenenler, yumuk gözlünün yuvasını ebelemek için planlar yapsalar, uygun anı bekleseler.
Ve gözleri yumuk, aramaya çıksa onları, tehlikeli canavarları, içten pazarlık yapanları
Ve gözleri yumuk, aramaya çıksa onları, arkasında soğuk bir yalnızlık bırakarak, fazla da uzaklaşamayarak
Ve gözleri yumuk, arkasında sobe sesi duyduğunda gözlerini fal taşı gibi açarak
Ve gözleri yumuk, heyecan, kan ve ter içinde arkasına dönerken

aslında hayata hazırlanıyordu...

19 Ağustos 2008

Şeytanın Pradası mı? Bilgenin Ferrarisi mi?

Neoliberal küreselleşme ve etkileri üzerine kısa ve öz bir makaleyi sizlerle paylaşmak istedim. Makalede geçen kitapları da mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Devamı : Şeytanın Pradası mı, Bilgenin Ferrarisi mi?

12 Ağustos 2008

Alışanlar

Alışanlar yerlerini severler, yediklerini, içtiklerini severler. Alışanlar mutludurlar, kanaat ederler zengin de olsalar, fakir de olsalar alışkanlıklarına kanaat ederler. Alıştıkları kadar harcar, alıştıkları kadar kazanırlar. Alıştıkları kadar zevk alır, alıştıkları kadar acı çekerler.

Alıştıkları şey ne kadar marjinal olursa olsun, onlar alışmıştır; marjlar onların alışkanlıklarında eriyip gitmiştir. O uçlarda da hayat aynıdır aslında, belki daha basit, belki daha karmaşık, belki daha temiz, belki daha tehlikeli, belki daha güvenli; yine de bilindiği, hep yapılageldiği, söylenegeldiği gibidir; alışkanlıktır; basittir.

Alışanlar ağlarlar. Diğer alışanlar gülerler. Bazıları her Salı pazara gider, diğerleri her Pazar alışveriş merkezine. Onlar heryerdedir. Alışılageldiği gibi alıştıklarını yapmaktadırlar.

Alışmayanlar ise onların arasındadır ama yakınlaştıkça uzaklaşırlar, uzaklaştıkça yakınlaşırlar. Onlar sevdiklerini sevmez olur, sevmediklerini sever olurlar. Onlar kazanmadıklarını harcar, harcamadıklarını kazanırlar. Onlar devamlı sıkılırlar ve acı çekerler. Onlar devamlı heyecan duyar ve keyif alırlar.

Eninde sonunda alışanlar kazanır, alışmayanlar kaybederler. Eninde sonunda alışanlar ölür, alışmayanlar yaşarlar.

11 Ağustos 2008

Merak ve Yaşamak

"Merak insanı yaşatır; merak duyduğumda yaşadığımı hissediyorum."

Dinçer Özturan, 02.08.2008

22 Haziran 2008

Sözde Şair'in Aşk Hakkındaki Yanılgısı

Ben lisedeyken bir şair: "Birini seviyorsan ve sevdiğin kişi bunu bilmiyorsa sevginin ne anlamı var?" demişti. Bu sözden çok etkilenmiştim; ve o zamanki platonik aşkıma nasıl açılırım diye kara kara düşünmeye başlamıştım.

Oysa bu sözü duyana kadar, platonik aşkımla ayrıydım, mutlu ve huzurluydum. Uzaktım ondan, seviyordum ve acı çekiyordum, onu gözümde büyütüyordum, ulaşılmaz kılıyordum, hayallerimde onunla konuşuyor, geziyor, yaşlanıyordum. Mazoşist bir edayla durmadan şiir yazıyor ve yalnız sokaklarda onu bekliyordum.

Bu sözü duyduktan sonra, platonik aşkımla konuşmak, ona kendimi farkettirmek için motive olmuştum. Sanki fakir yaşayıp giderken, kanaat ediyorken, arabest türküleri tüm içtenlikle okurken; birisi beni zengin olabileceğime inandırmıştı ve formatım değişmişti.

Artık hayal kurmak yerine plan yapıyordum, riskleri gözetiyordum; büsbütün huzursuz oluyordum. Artık zaman geçiyordu; evet zaman geçiyordu. Eskiden bilmediğim, gözetmediğim, farkında olmadığım zaman geçiyordu; aşkım bir zaman diliminin tutsağı olmuştu; sözlerim, gözlerim ve ilişkim kısıtlanmış ve tanımlama girdabına girmişti. Şiir yazmayı bırakmıştım, dillere destan olacak aşkım, bir öğrencinin küçük flört planına dönüşmüştü.

Aptal şair bozuntusunun oyununa gelmiştim; herkimsen seni bugün bile esefle kınıyorum..

Dengesizlik de bir denge olabilir mi?

Bir arkadaşıma dengesiz olduğunu söylediğimde bana "Dengesizlik de bir dengedir." dedi.

Bu konu üzerinde biraz düşündüm. Evet, dengesizliğinin aslında bir denge unsuru olduğunu anladım. Birbirinden farklı insanlar arasında toplam bir denge yaratmak için birisinin kendisini feda etmesi gerekiyor ve sen de bunu yapıyorsun. Dışarıdan tekil olarak sana baktığımda yeterince dengesiz hareket ettiğin gözlemliyorum; ancak yaşamının toplamına baktığımda, davranışlarını içinde bulunduğun habitatta bir denge yaratacak şekilde ördüğünü görebiliyorum. Biri yavaş, biri hızlı dönen iki çarkın birlikte çalışması için, araya garip biçimli bir çark konulur. Bu tip düzeneklerde en çok yağlanan ve en sık değiştirilen çark da budur.

Umarım kendini konumlandırdığın bu noktanın, seni ne kadar çok yıprattığının farkındasındır.

Nostalji

Sözde Şair'in Aşk Hakkındaki Yanılgısı

Ben lisedeyken bir şair: "Birini seviyorsan ve sevdiğin kişi bunu bilmiyorsa sevginin ne anlamı var?" demişti. Bu sözden çok etki...